BDP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BDP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Haziran 18, 2011

BDP artık Kürt'lerin meşru temsilcisidir!

2011 Genel Seçimleri sonucunda Kürt'lerin ezici çoğunluk olduğu 12 ilin seçim sonuçları incelendiğinde (bu iller dışındaki Kürt seçmenlerin aynı profilde olduğu varsayıldığından) her 100 Kürt'ten 51 tanesi BDP'ye oy atarak şu mesajı vermektedir: "Benim meşru temsilcim Barış ve Demokrasi Partisi'dir". Nasıl ki Recep Tayyip Erdoğan aldığı %50 oy ile Türkiye'nin meşru temsilcisi olduğunu söylüyorsa BDP de aldığı %51 oy ile Kürt'lerin temsilcisidir ve bunu söyleme hakkına sahiptir.

BDP'ye oy veren seçmenlerin yüzde kaçının PKK'li veya APOizm yanlısı olduğu bilinmemekle birlikte böyle olanların çoğunluk olduğu kesindir. Bundan sonraki mesele, Kürt olmamdan dolayı meşru temsilcim olan BDP'nin PKK/APOizm karşıtı olan ben gibi Kürt'lerin ne kadar sesi olacağıdır.

2011 Genel Seçimi: Kazanan ve Kaybedenler

12 Haziran 2011 tarihi, geleceğin Türkiye'sinin nasıl bir ülke olacağına karar verecek isimlerin meclise gönderildiği bir gün olarak anılacaktır. Ülkenin mevcut siyasi sorunlarının çözülmesinin ve bu çözümlerin yeni bir anayasa ile güvence altına alınmasının, seçmenlerin %95'inin temsil edildiği bu meclis tarafından gerçekleştirileceği beklenmektedir. Sonuçlar, yeni bir anayasanın uzlaşma ile oluşturulacağını göstermiştir. Bu yazı seçimin kazanan ve kaybedenleri ile ilgili olacaktır.

Nazarımda seçimin dört mağlubu ve bir galibi vardır. Mağluplardan bahsetmek gerekirse sırasıyla:

1. Ulusalcı bağımsız adaylar ve HEPAR: Seçimden önce kendilerince hatırı sayılır bir oy alacaklarını zanneden ulusalcı cephe ve HEPAR, seçim akşamı isimlerinin karşısındaki oy oranlarının ve dolayısıyla ideolojilerine verilen desteğin %0. ile başladığı gerçeğinden kaçamadılar ve iyi bir ders aldılar. Tabi ki temennim bu dersten bir şeyler öğrenmeleri gereğini fark etmeleridir.

2. Milliyetçi Hareket Partisi: Seçimin ikinci en büyük kaybedeni MHP'dir. Seçimden 10 gün önce sokakta yürürken yanımdan geçen MHP seçim arabasından yükselen seçim müziğine denk geldim: "Irmağının akışına ölürem Türkiye'm..!". 15 yıl önce de MHP seçim arabalarından bu melodi yükseliyordu. Başka bir deyişle MHP 15 sene önce ne söylüyorsa hala aynı şeyleri söylüyor. Dönem dönem ideolojisinin kana endeksli olmasından oyu yükselse de %9-%11 bandından kurtulamamıştır. Seçim öncesi baraj sorunu olduğu dile getirildiyse de gerek sözde mağduriyet gerek CHP'nin Ortodoks Kemalist oyları MHP'yi %13'e taşıyabilmiştir. Sonuçta bir önceki seçime oranla oy oranı dolayısıyla milletvekili sayısı azalmıştır.

3. Cumhuriyet Halk Partisi: Her ne kadar bir önceki seçime göre oy oranı ve milletvekili sayısı artsa da beklenen (belki de medyanın yükselttiği) %30 bandına ulaşamamıştır. Salt seçim olarak değerlendirildiğinde bir sene içerisinde seküler milliyetçi bir partinin eksenini sosyal ve demokrat (tam anlamıyla olmasa da) bir partiye çevirmek ve oy oranını artırmak başarıdır. Fakat seçim sonrası parti içinde ve dışındaki dar kafalı piranaların Genel Başkan Kılıçdaroğlu'na saldırmaları ve Kılıçdaroğlu'nun böyle bir mücadeleye girmesi CHP adına seçim sonuçları bazında başarısızlıktır.

4. Adalet ve Kalkınma Partisi: AKP ülkedeki her iki seçmenden birinin oyunu alarak tek başına iktidar olmuştur. Bu sonuç hem AKP hem de kamuoyu tarafından beklenen dolayısıyla sürpriz olmayan bir sonuçtur. Fakat AKP'nin seçim hedefi anayasa değişikliğini tek başına yapabilmekti. Yani 367 milletvekilli sayısına ulaşabilmekti. Bu sayıda milletvekili MHP'nin baraj altında kalması ve AKP'nin %55-60 civarı bir oy alması demekti. Bunun zor olduğunu AKP kurmayları da bildiği için daha makul olan 330 milletvekili sayısına (tek başına anayasa değişikliğini referanduma sunabilecek sayı) ulaşabilmekti. Seçim sonuçları AKP'nin her iki hedefe de ulaşamadığını göstermektedir. Dolayısıyla AKP de bu seçimden mağlup ayrılmıştır ve anayasa değişikliğini uzlaşı yoluyla yapmak zorundadır. Bu da kendi adlarına birtakım ödünler vermelerini gerektirecektir.

Gelelim seçimin mutlak galibine;

Barış ve Demokrasi Partisi: BDP'nin oy deposu Kürt halkıdır. 2007 seçimlerinde BDP (Bin Umut Adayları) her 100 Kürt seçmenden 39'unun oyunu almış ve 20 milletvekili ile meclise girmişti. 2011 seçimleri sonuçlarına göre BDP her 100 Kürt seçmenden neredeyse 51'inin oyunu almış ve meclise 36 milletvekili sokmuştur. Her iki Kürt'ten biri BDP'ye oy vermiştir. Yani BDP 4 yılda her 100 Kürt'ten 12'sini daha ikna etmiştir. BDP 4 yılda oy oranını %30, milletvekili sayısını %75 artırmıştır. Bu sonuç, gerçek ve takdir edilecek bir başarıdır.

Cumartesi, Mayıs 07, 2011

Kürtler ve BDP

Önceki yazımda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki Kürtlerin çoğunlukta olduğu 12 ildeki Kürt seçmenlerin 2007 Genel Seçimlerindeki oy dağılımlarını içeren bir tablo bulunmaktadır. I.Bölge diye tabir edilen bu 12 ildeki oy dağılımı Kürt seçmenlerin genel eğilimi olarak kabul edilirse her 100 Kürt seçmenden 47'sinin AK Paritye, 39'unun ise Bağımsızlara yani Barış ve Demokrasi Partisine oy verdiği görülmektedir.

HEP, DEP, HADEP, DEHAP, DTP çizgisinin devamı olan BDP'nin Kürtlerin tamamını temsil ettiğini söylemek, bu çizgiye oy vermeyen %61'lik Kürt seçmeni yok saymak demektir. Zaten BDP'liler kendilerine oy vermeyen Kürtleri kömürcü, makarnacı, tırşikçi* olarak nitelendirmektedir ki burada asıl hedef AKP'ye oy veren Kürtlerdir. Bu söylemin, ulusalcıların AKP seçmenine göbeğini kaşıyan adam söylemi ile benzer olması tesadüf değildir.

Türkiye demokrasisi, batı demokrasisinden farklı olarak lider sultasının her anlamda etkin ve yetkin olduğu bir siyasi geleneğe sahiptir. Aslında bu gelenek tipik Ortadoğu feodal yapı ile batı demokrasisin melez ürünü de denebilir. Zaten Türkiye'yi diğer Ortadoğu diktatörlüklerinden ayıran unsur bu melez yapının (demokrasi + feodal zihniyet) mevcut diktatörü yönetimden alıp başka bir diktatörü yönetime getirebilmesidir. Türkiye'nin bir Mısır, Tunus, Suriye olamayacağının sebebi de Türkiye halklarının önüne konan sandıklardır. Fakat mevcut siyasi partiler kanunu liderin kendi partisi üzerindeki hegemonyasını sürdürmesine kaynaklık etmeye devam etmektedir ve bu liderin değişmesi olağanüstü durumlarda mümkün olmaktadır.    

BDP de, Türkiye'deki diğer siyasi partiler gibi bir lider partisidir. Diğer partilerden farklı olarak lideri partisini avukat görüşmeleri ile yönetmektedir. Abdullah Öcalan'ın megaloman dünyasına ait fikirciklerin BDP seçmeni tarafından özümsenip bunun sandığa yansıdığını düşünmüyorum. Demokratik özerklik belki kürt sorunun çözümü için önemli bir anahtar olabilir fakat Abdullah Öcalan'ın bu talebinin amacı çıkacağı cezaevinden oturacağı makamın sınırlarını temsil eden idari yapıdır. BDP'nin aldığı oylar devletin geçmişte ve halen yaptığı hataların sandıktaki tepkisidir. Şiddetin hayatın bir parçası olduğu topraklarda büyümüş ve geleceğe dair umudu veya hedefi olmayan yeni Kürt nesli şiddet ortamını körükleyen bir araç haline getirilmiştir. Dolayısıyla BDP kazanındaki suyun fokurdaması bu ateşin olabildiğince harlı olmasını gerektirir. BDP'nin yani Abdullah Öcalan'ın yaptığı budur.

Her 100 Kürt'ten 39 tanesi bu devletin politikalarına duyduğu tepki ve güvensizlikten dolayı BDP'ye oy vermektedir.
  
*Tırşikçi: (Kürtçe) Bedavacı